Ruhumda Sızı…

Yaşantımda hep müziğin evrenselliğine, sanatın evrenselliğine inanmış, müzik sanat ve edebiyatın asla bir ayrışım aracı olarak kullanılmaması ve böyle düşünülmemesi taraftarıyım…
Bir ara Nesimi Çimen’in “Ruhumda Sızı” parçasını değerli sanatçımız Ender Barkır’dan dinlemiştim, çok hoşuma gitmişti…
Maalesef tekrar kısıtlamalar geldi. Türkiye Cumhuriyeti devletimizin yöneticileri böyle bir karar aldı. Devlet terbiyesidir, eleştirirken haddi aşmamak ama tabi zülfiyare de dokunmanın doğru olmadığını da söylemek gerekiyor. İnsanların ruhları sızladı.
İnşallah bunu görebiliyorlardır…
 
Covid 19 tiyatrosu emin olun son sahnesinde ve vaka düşüşlerini falan asla tedbirlere dayandırıldığını düşünmüyorum. Sokakta bile maske takılma zorunluluğu olan nadir ülkelerden olduk. Tabi toplum kavramı çok geniş bir yelpazedir, içinde farklı renkler, düşünceler, fikirler ve yaklaşımlar mevcuttur. Devleti yöneten insanların bütününün tüm düşüncelerine, inanç yapılarına, kültürel farklılıklarına göre hareket etmesi ve tüm farklılıkları bir arada tutması ve mümkün mertebe herkesi mutlu etmesi, her farklı yaklaşıma cevap vermesi ve beklentileri karşılaması gerekmektedir…
 
Mutlaka buradaki amaç bu illetten yani aslında bu tiyatrodan tamamen kurtulmaktır ve bu kadar keskin bir karar almanın altında asıl neden bu yıl en azından turizm gelirinden mahrum kalmamak. Böylece geçimini turizmden elde eden yüzbinlerce çalışanı en azından ayakta tutmak ve bu yıl turizm sezonunu pas geçmemektir…
 
Kapanma kararını alan yönetimin asıl nedenleri bunlardan ibarettir. Doğru mudur? Kısmen… Eğer olaylara madalyonun sadece bir yüzüyle bakarsanız doğrudur…
Zaten ne hikmetse ülkemizde muhalefeti olsun, iktidarı olsun kimse Covid meselesinde madalyonun diğer yüzüyle ilgilenmedi, yarayı kaşıyan ifadeler kullanmadı ama toplumun bu konularda bilgi edinmesinin önünü de alamadı. Çok değil, yıllar önce 97/98 yılı, hatta daha geniş bakarsak 2000 yılına kadar insanlar olayları ve konuları akşam haberlerinden ya da gazetelerden öğrenirdi. Ama internetin yaygınlaşması ifşaların artması anlamına geldi ve gerçekler kabak gibi gün yüzüne çıktı. İnsanlar saniyede bilgiye ulaşıyor, öğreniyor ve parmak dokunuşuyla bilgiyi saniyeler içinde başkalarına gönderebiliyor.
 
Yeni dünyanın en büyük terör örgütü dünya sağlık örgütünün alınan kararlarda etkili olmadığı gibi bir ifadeyi ben burada kullanmam. Zaten buna çocuklar bile güler! Vaka sayıları vb gibi hiçbir bilimsel dayanağı olmayan verileri topluma aba altından sopa gösterir gibi işleyen mekanizmalar uygulanıyor ve toplum bunun farkında.
 
Evet, haksızlık yapıyorsunuz! Evet, bu topluma gerçekleri söylemiyor, katı dayatmalarla bıçağı kemiğe dayıyorsunuz!! Yapmayın!…
İki buçuk hafta ne demek biliyor musunuz siz?… İki buçuk hafta tam kısıtlama sürecinde emekçilerin işinden olanın, çalışamayacak olanların elektriğini, doğal gazını, kirasını ödeyecekseniz, gıda yardımı ve kısmı nakdi yardım yapacaksanız hay hay…yapın derim! Ama yapamayacaksanız…insanlar bunalacak, darlanacak ve harlanacak! Yoklukla sınıyorsunuz bu toplumu…
 
Şimdi kısıtlamaların ilk geldiği evrelerde Bitcoin furyası şişirildi, anlatıldı ve parlatıldı! Klasik takım elbiseli, kirli sakallı, yeni yetme çocuklar şirket kurup toz pembe hayaller sattı. Yetkili kurumlar görevini iyi yapsaydı, bugün 390 bin insan mağdur olmayacaktı. Burada suçlu ekonomi yönetimidir. Bugün insanlar birbirine 29 bin TL havale yaptığında hemen banka arar, siz mi yaptınız, bilginiz var mı gibi sorular sorar. Peki bu insanların milyar dolar EFT yaptığı bu şirket hiç incelenmedi mi?  İki tane bebe ya! Dünün çocuğu bu ülkenin insanlarını tokatlayıp gitti! Bu aziz devlet bu iki bebeyi tutup getiremiyor mu?…
 
Yeter ama! Millet devletine sürekli kırılmaz! Bir adet pide 4 TL efendiler! Faturalar, bebesi olanlar… Yeter ama! Öyle yaptım, oldu ile olmaz bu iş!… 
Bu ülkenin en büyük iki hassasiyeti vardır. Biri dini, ikincisi devleti. Zaten muhalefet ortada. Bu aziz vatanın gönlünde yer etmedi, edemez de! Ama sizde bir kendinize gelin ya!… 
İnşallah ben mahcup olurum! İnşallah devlet sosyal devlet kavramını işletir! İnşallah emekçi kardeşlerimize çalışamadığı için, evine ekmek götüremeyecek duruma gelecek olan kardeşlerimizi çocuklarına karşı mahcup etmez. Bekleyip göreceğiz…
Ayrıca İslâm tarihinde bu aziz millet ramazanı bayramsız geçirmedi, zulümler gördü, savaşlar gördü, hastalıklar gördü ama bayramdan mahzun olmadı! 
Bugün dünya sağlık örgütünün silahtarlığını yapan, yalanlarının esiri olmuş, bilimsiz bilim insanlarına gelince. Emin olun yer yüzünde insanoğlunun ahı yerde kalmamıştır, hiçbir kirli iş gizli kalmamıştır! Gerçekler gün yüzüne çıktığında pişkin suratlarınızı göreceğiz!…
 
Tabi hırsızın hiç mi suçu yok diye bir Anadolu sözümüz var. Yani toplumun hiç mi suçu yok?… Olmaz mı?… Tabi ki var!… 
Siyasi kültürü değişmedikçe bu millete maalesef her şey müstahak. Bu aziz millet ilk parti olarak devletini, bu millet ilk ideoloji olarak devletini, bu millet ilk düşünce olarak devletini temelinde benimserse, o zaman bu işler öyle kolay olmazdı! Bu aziz millet böyle sıkıntılı süreçler yaşamazdı! Ben bu durumu sadece mevcut zaman için söylemiyorum, tüm zamanlar için söylüyorum. Anadolu’da toplum oyunu kullanırken, ailenin büyüğü kime oy vermeye karar verdiyse ona oy vermeseydi. Kaç aileden kaç kişi işe alınacak pazarlıklarının kurbanı olmadan, yahu sen memleket ve devlet için ne yapacaksın diye sormasını bilseydi bu aziz devlet bu kadar yaralanmazdı! Bireyde başlar, efendiler, bireyde başlar… 
Araştırmazsan, öğrenmezsen akrep ile çıyan aynı torbaya girer! Bunun farkına varmazsan, taraf olan oğlun işe alındığında beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşının babası partiye üye olmadığı için veya daha farklı bir siyasi görüşte olduğu için komşunun oğlu işe giremediğinde bu haksızlık komşumun oğlunu da işe alın ayrım yapmayın, o da bu ülkenin evladı demezsen bugün bunlar yaşanır tabi! Senden olmayana susarsan böyle olur tabi! Bu defa politika demokrasinin bir aracı olmaktan çıkar ve toplumsal savaşın nedeni olur. Tıpkı bugün olduğu gibi…
 
Tüm toplum ve tüm dünya toplumlarının şunu bilmesi gerekiyor: devlet başka, hükümetler başkadır!… 
 
Aziz devletimizin şahlanış döngüsündeyiz! Politik anlamda da dünyada başarılar aziz devletimizin gücüne güç katarken içeride evin hanesini küstürmeyin. Sonra çok pişman olursunuz. Kulaklarınızı tıkamayın. Gönüllerinizi açın. Bu aziz millet çok badire atlattı. Bunu da atlatır ama kurt kışı geçirir yediği ayazı unutmaz. Kısıtlamayı uygun gördüyseniz buna da eyvallah! Ama sosyal devlet kavramını işletin ve evlerimizde iftarlarımızı açarken lokmalar boğazımızda düğümlenmesin. Derhal kısıtlama süreçlerinde emekçi, yevmiyeci olarak çalışamayacak olan kardeşlerimize çözümler üretin ve halk ile paylaşın. Yapamayacak iseniz, sineyi millete dönün ve en azından milletimize bunu söyleyin. O zaman ekmeğimizi de, aşımızı da bir birimizle şerefle paylaşırız. Öyle sokaklara binlerce polis memuru kardeşlerimizi döküp, kağıt toplayıcı bir emekçiye bile ceza yazabilecek kadar duygularından yoksun veya kesin net ifadeyle emir almış belki ceza yazarken, bile  bile gözleri dolmuş ama çaresiz hissetmiş polis memuru kardeşlerimiz üzerinden topluma travmalar yaşatmayın.
 
Ha birde şunu kesin bir ifadeyle söyleyeyim: bu aziz millet binlerce badire geçirdi ama bayramsız olmadı hiç. Bu kararınızdan vaz geçin ve gün ağarırken bu aziz milleti bayram namazından mahrum etmeyin. Kurallar koyun, uyarın, unsurlar belirleyin ama tarih boyunca bayramdan mahrum olmamış bu aziz milleti sakın ha böyle bir travmaya sokmayın…
 
Son olarak Mehmet Ceylan diye hadsizin ve şuursuzun biri utanmadan bu aziz millete vatan haini diye ithamlarda bulunuyor. Hayatında vatan kavramından bihaber bu hadsize haddini bildirin!
 
Dedim ya dostlar… Bedenimde değil ruhumda sızı……
 

Bu gönderiyi paylaş